sızı

iğnelerim sözleri boşluğuna
musikilerin tadıdır kalan
suskunluğumdan
akar paslı kanı
kalbimin
yırtıldığı yeri tanırım
dikemem.
didem.

rüya

geceleri
yürümek için düşümde
gökkubbeyi gözlerime indirir
yalınayak değerim çarşafa
ve saçlarımın peşinden giderim
atlastan yastıklarda.
Didem.

Bir parçam hâlâ dikiş makinesinin ayağında sallanıyor dönen dairenin lastiğini tutarak..
Tanımadığım bir evde tanıdıklarımın fotoğrafları. 70’lerden onca anı. Ne hoş elbiseleri. Acaba kim dikti…Yüksük. İğne. İplik. Dikiş makinesinin huzur veren sesi. Ütülü elbisenin yeni kokusu. Terzinin odası hayal dolu. Onlar bir nevi büyücü. Seslerle kumaşı birleştirir ; hayalleri gerçek yaparlar.
-Çocukluğumdan kalma bir hayalim var. Gerçek olur mu sayın terzi?
-Nasıl bir elbise arzu ederdiniz?
-Elbise istemiyorum.
-Ne istiyorsunuz?
-Dikiş makinesi.
-Terzi olmak mı istiyorsunuz?
-Dikiş makinesi olmak istiyorum.
didem.
fotoğraf: Angelica Torres

veda

nasıl ölür bir ağaç
dalları görkemliyken
kökleri nasıl kurur
ıslaksa toprak
ayrılık kendiliğindenmiş
neden zor öyleyse
vedalaşmak
didem.
fotoğraf: Rafael Concejo

Ebedi

göçtüler
hafızasından taşın
bilmedikleri toprağa
koparıldı
cennetten
çocukları
kervanlar
ve gemiler
buluştular
kapısında
cehennemin
ateşin üstünden
atlayıp geçtiler
arındılar
günahlarından
yeni yurtlarında
kayboldular
didem.

sancı

gidişin sancısını alsın diye yedim o otu
öğretti küçükken
büyükannem
göçmendir
kalamadığı toprakta
öğrenmiş büyükannesinden
ot mu acı
yan etkisi mi
kalbimin çarpışı
gözlerim parıldarken
dudaklarımın ağlar gibi
durması
ve bütün gece
kusmalı kırılgan sözcükleri
kanayan ağzımı
iyileştiren
başka bir acı ot olmalı
Didem Köktaş

ateş

zaman
beni
kucağına
yatırır
sessizliğiyle
büyütürdü
ben
bunu
uyku
sanırdım
ninnisi
kulaklarıma
yağardı
gözlerimi
kapayamaz
üşürdüm
o
ninniyi
tekrarlardı.
didem

pencere

Pencere, dört duvarda karanlıkta kalmamak, hava almak için beşinci bir yol. (Penç :beş) Çok kez kalbimin göğüs kafesime dar geldiğini düşündüm; bu yüzden sevincin de kederin de taşıp coştuğunu, kabıma sığmaz oluşunu bir pencereden seyrederim. Seyretmek, o hâli yaşamaktan kaçış ihtimalimin olmamasını kabul ediştir. Kabul ediş ise dört duvarı aydınlatan ışığın kendisidir.
didem.

zamanla solduğu için yok olduğunu sandığım bir anıyı hatırlamak gibidir seni düşünmek.
didem.
fotoğraf: Talal Khoury

ve yahut

Sabah çok erken aramıştın. Kahve çok sıcakmış, kaynarmış. Tutkunluğun alışkanlığa dönüşmüş, yudumlamadan içmişsin. Yanmışsın. Ya tatlı bir söz söyle ya da öp beni, demiştin. O zaman bir şiir okumuştum sana. Buz gibi. Yanık merhemi.
Ayaz ayaz esiyor bu sabah. Kahve istiyor canım. Yudumlayarak içmek okula giden çocukları seyrederek .
Canım Edip, yanıklar tatlı sözle iyileşmez ki öpmem gerekirdi seni. Hava soğuk, kaynar değil kahve. Gelsen ya. Acıyor damağım şimdi. Bir şiir okusan sıcacık ve yahut öpsen beni.
didem.
fotoğraf: Gali-Dana Singer